Midilli’nin Güneyinde Anason Kokulu Kasaba: Plomari
Bir önceki Midilli ziyaretimizde vakit darlığından dolayı Plomari’yi es geçmiştik ama bu seyahatimizden sonra kendisini bol bol ziyaret edeceğimiz kesinleşti. Midilli zaten genel olarak sakin ve yavaş bir ada. Plomari’de de farklı bir enerjiyle karşılaşmıyorsunuz. Midilli’nin güneyinde bulunan ve adanın ikinci büyük kasabası olan Plomari uzonun doğduğu yer. Evet o bayılarak içtiğimiz uzo ilk kez burada Barbayanni ailesi tarafından üretiliyor. Neredeyse adanın çoğunluğunu gezmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bence adanın en güzel koy ve plajları Plomari’de. Zaten yazının devamındaki fotoğraflardan görünce sizler de bana katılacaksınız.
Geçtiğimiz bayramda Plomari’de 6 gün geçirdik ve Midilli’de bir bayram kalabalığı vardıysa bile bizim haberimiz yoktu. Turların da çok fazla uğramadığı veya sadece uzo fabrikasına uğrayıp geri döndüğü bir yer olduğu için bir turist kalabalığıyla hiç karşılaşmadık. Bu yavaşlığına ve sakinliğine rağmen dolu dolu geçirdiğimiz 6 günümüzü sizlerle de paylaşmak isterim.


Midilli Haritalı Gezi Rehberi
Yazıya geçmeden önce yazıda bahsi geçen yer ve mekanları bu haritayla kolayca gezebilirsiniz.
Plomari’de Konaklama
Plomari çok büyük bir kasaba olmadığı için ev veya otelinizi nerede kiralarsanız kiralayın en fazla 15 dakika yürüyerek merkeze varırsınız. Biz ilk gidişimizde evimizi Plomari’nin çok az dışında, yani Plomari’ye yürüyerek 8 dakikada ulaşabildiğimiz, acayip bir deniz manzarası ve kendine ait özel plajı olan bir ev kiraladık. Doğum günüme denk geldiği için ev konusunda biraz şımartmak istedim kendimi ve iyi ki de öyle yapmışız çünkü evde akşamları bolca vakit geçirdik.
Ev iki kişilik olsa da yaşama alanı baya genişti, 3 katlı bir terası vardı. Evin detaylarını buradan Airbnb linkinden inceleyebilirsiniz. Evle ilgili yorumlarıma gelecek olursak. Öncelikle evi tavsiye ederim ama açıklamada yazmayan bir konu var: aynı arsaya inşa edilen ikiz iki evden birini kiralıyorsunuz. Ev 2 katlı, üst katta sadece yatak odası, alt katta mutfak, banyo ve salon var yani tuvalete gece kalkmak isterseniz alt kata iniyorsunuz. Evin yanında ve önününde olmak üzere toplam 2 farklı terası var ve bunlar bu eve özel alanlar. Ama yan evle de paylaştığınız bir terası daha var ve arada hiçbir çit vs ayrım yok. Yan evdeki kiracılar neyse ki sessiz insanlardı ancak eğer gürültülü bir çift olursa bu bir problem olabilir. Gerçi iki evin de sahibi aynı kişi ve sahibinin evinin bahçesinden deniz kenarına indiğiniz için kendisiyle ister istemez tanışıyorsunuz 🙂 o yüzden hızlıca müdahale edilebilir diye düşünüyorum. Evde mutfak tarafı ok olsa da bazı malzemeler iyileştirilebilir.



Evle ilgili yapacağım tek bir uyarı var. Evin yan koyunda The Island isimli bir gece kulubü var. Sadece Cuma ve Cumartesi geceleri açık olsa da bir gecesinde müzik o kadar yüksekti ki kulüp kapanana kadar yani sabah 06:00’ya kadar uyuyamadık. Evi kiraladığımız kontaklarımıza durumu ilettiğimizde: açılış gecesi olduğu için bu kadar yüksek ses olduğunu, normalde böyle olmadığını ve kulübü bilgilendirdiklerini ilettiler.
Gitmeden önce mutlaka bu müzik konusunu görüşün emlakçıyla ama onun dışında evin dokusu, manzarası, özel plaj imkanı hepsine bayıldık.
İkinci ziyaretimizde bu sefer kalabalık olduğumuz için 2 ekip olarak otellere dağıldık. Biri hemen Paralia Plakakia manzaralı Sofi Mar ki baya memnun kaldık. Odası geniş, içerisinde küçük bir mutfak ve balkonu olan çok güzel bir oteldi. Diğer otel de Viento Luxury Apartments. Aslına bakarsanız bu otel de gayet güzeldi. İç tasarımı, odaların büyüklüğü her şey çok güzeldi ama kesinlikle Garden Suite odasını kiralamayın. Odada pencere yok ve odanın çok büyük bir küf sorunu var. Odamıza yoğun küf kokusundan adım bile atamadık. Onun dışındaki odalar gayet güzeldi. Kahvaltısı a la carte, o yüzden avocado toast gibi bir kahvaltı yapabiliyorsunuz. Yeni açılan bir otel olduğu için ufak tefek eksiklikler oldu ama sezonda daha kendilerini iyileştirmişlerdir diye düşünüyorum. Yani günün sonunda burayı da tavsiye edebilirim.
Plomari merkezi akşamları bile çok hareketli değil, sahildeki restoranlar dışında akşam vakit geçirebileceğiniz neredeyse hiç bir yer yok. Biz de zaten bir noktada yemek sonrasında Akçay sahilde elinde dondurmayla volta atan emeklilere bağladık. O yüzden bence gündüzleri bolca koy ve plaj gezip denizin tadını çıkaracağınız Plomari tatilinizde, güzel bir ev tutarsanız akşamları da manzaraya karşı içkinizi yudumlayıp, müziğinizi dinleyip, oyun oynayarak keyifli, sakin bir tatil geçirebilirsiniz.
Plomari’ye Nasıl Gidilir?
Midilli baya büyük bir ada. Yunanistan’ın üçüncü büyük adası, yani araba şart. Bu sefer uzun kalacağımız için fiyat olarak daha uyguna geldiği için kendi arabamızla Ayvalık’tan Midilli’ye geçtik. Neden bilinmez arabayla adalara geçmek hep bir meşakkatli geliyordu meğer hiç de öyle değilmiş. Arabayla Midilli’ye geçme sürecini de aşağıda detaylı anlatacağım.
Plomari’ye gitmek için eğer aracınızla geliyorsanız Ayvalık merkezden Midilli merkezine giden feribotu kullanmak durumundasınız ama yayan geliyorsanız yine Ayvalık – Midilli deniz otobüslerini veya bu sene eklenen Dikili – Midilli’den de deniz otobüslerini kullanabilirsiniz. Hatta Akçay’dan da Midilli’ye seferlerin başlayacağı söyleniyordu ama henüz orada bir hareket göremedik. Ayvalık’tan Midilli’ye feribot bilet fiyatı gidiş dönüş kişi başı 40€. Eğer aracınızla geçiyorsanız gidiş dönüş bilet fiyatı 150€ (şoför dahil). Midilli merkezden bir saatlik bol virajlı bir yoldan Plomari’ye ulaşıyorsunuz. Bu arada yollar çok düzgün ama virajlar gerçekten çok yorucu. Bir de üzerine sıcak eklenince bunaltıcı olabiliyor. Biz zaten güneyde hep kalırız, güney sahilini gezeriz diyorduk o kıyı şeridi bile o kadar uzun ki Paralia Tarti’ye gitmek neredeyse bir saat sürüyor.


Ayvalık’tan Midilli’ye Arabayla Nasıl Geçilir?
Biz feribot biletlerimizi saatleri bize uyduğu için @ugurjalelines ’ın web sitesinden aldık ve hizmetlerinden baya memnun kaldık. Araç için yeşil kart konusunda da yine Uğur Jale Lines telefonla bize yardımcı olup, hızlıca halletti. Kendilerine Ruhsat görselini ilettik, kartla da ödemeyi aldılar.
Feribot bileti: Araba için: 110€, şoför ve 1 yolcu için: 80€ ödedik
Arabaya Yeşil Kart min. 15 gün: 47,25€
Kısaca süreci şuraya özetleyeyim:
🚙 Feribot saatinden bir buçuk saat kadar önce limanın hemen karşısındaki Ugur Jale Lines’ın ofisinden yeşil kart ve feribot biletlerimizi teslim aldık ve hudut kapısının yanındaki araç girişine geçtik. Gümrük görevlileri bagaj kontrolü yaptıktan sonra aracımızı limanın otoparkına park ettik ve yanımıza aracın belgelerini de alarak pasaport sırasına girdik.
Sırayı beklerken binanın önündeki kulübeye liman vergisini de ödedik. Maalesef Ayvalık’tan geçişlerde liman vergisi denen bir vergi alınıyor. Geçtiğimiz yıl bu daha sembolik bir ücretken, bu yıl kişi başı 200 TL’ye yükselmiş 😳 Liman vergisi için feribot biletleri gerekiyor ve maalesef ödemeyi sadece nakit yapabiliyorsunuz (Euro da kabul ediyorlar) Yolcular için 200’er, araç için 500 TL toplam 900 TL ödedik.
Pasaport kontrolünü geçtikten sonra sağ taraftaki araç tescil bürosunda ruhsat ve yeşil kartla aracımızı tescillettirdiğimizde bize bir biniş kartı verdiler (kiralık veya şirket araçları için noterden vekaletname de gerekiyor. Bizim arabamız kendi şirketimize kayıtlı bir araç o yüzden yanımızda imza sirkülerini götürdük) ve artık feribota binmeye hazırız. Arabayı gemiye yanaştırdığımızda görevliler biniş kartımızı teslim alıp arabamızı feribota park ettiler ve Ayvalık tarafı bu kadar!
Gelelim Midilli ayağına: Arabamızı gemiden çıkarıp sağ tarafa limana park ettikten sonra yanımıza yine araç belgelerini ve pasaportumuzu alıyoruz. İlk önce pasaport kontrolünden geçiyor sonra aracı belgelerle tescil ettiriyoruz. Tescilden sonra şoför araç başına geçip gümrük görevlilerinin bagaj kontrolünü yapmasını bekliyor, bagaj kontrolünden sonra da artık tatilimize başlayabiliriz!
Kendi Aracınla Gitmek mi, Adada Araba Kiralamak mı?
Bu soruyu Sakız Adası’ndaki 3 günlük seyahatimizde adada araba kiralamayı deneyimlemiş biri olarak da cevaplıyorum. Eğer tatiliniz 2-3 günlükse genelde araba kiralamak daha uyguna geliyor ama daha uzunsa kendi aracınızla gitmek daha uygun oluyor. Bizim 6 günlük seyahat için yaptığımız hesaplamayı aşağıya bırakıyorum:
Araçsız:
Kişi başı Feribot bilet ücreti gidiş dönüş 40 € x 2 kişi: 80 €
Araba kiralama: 6 gün için: 210 €
Toplam: 290 €
Arabalı:
Araba için yeşil kart min. 15 gün için: 47,25 €
Araç için feribot bileti (şoför dahil): 150 € + 1 yolcu bileti: toplam 190 €
Toplam: 237,25 €
Bu hesaplamaya yakıtı katmıyorum çünkü hem kendi aracınızla hem kiralamada benzer bir yakıt ücreti oluyor.
Yani arada 52 € luk bir fark oluyor o da bir akşam yemeğine denk geliyor.
Plomari’de Neler Yapılır?
Öncelikle bol bol dinlenirsiniz. Daha sonra güney kıyı şeridinde muhteşem koy ve plajlar var her gün birine gidip orayı deneyimlersiniz.
Uzo’nun doğduğu yer demiştim Plomari için. İki üretici olan Ouzo Varbayanni ve Ouzo Plomari Distillery’nin hem müze hem üretim hanelerini gezebilirsiniz. Biz her ikisini de gezdik. Size deneyimlerimizi kısaca aktarayım.
Uzonun Tarihini ve Üretim Metodlarını Öğrenin


Ouzo Varvayanni‘den başlayalım. Her ne kadar ilk üretici Varvayanni olsa da marka hala nispeten lokal ve üretim hacmi olarak da butik kalmış. Yıllık üretim kapasitesi yanlış anımsamıyorsam 300.000 litre civarında. Pazartesi – Cumartesi günlerinde saat 09:30- 16:00 arasında ücretsiz olarak herhangi bir rezervasyon yaptırmadan gezebilirsiniz. Giriş katında bir rehber müzede uzonun tarihini, formülün nasıl geliştirildiğini, üretimde nelerin kullanıldığı gibi detaylarla kısa bir tur veriyor.
Daha sonra alt kata fabrika kısmına iniyorsunuz, orada da aslında üretimden sorumlu biri sizi fabrikadaki üretim süreçleri, uzonun içeriği, nasıl içilmesi gerekli gibi konularda bilgilendiriyor. Bu turdaki beyfendi Türk rakılarını isimleriyle ezbere bilen, hepsini denemiş birisiydi yani bizim damak tadımızı ve Türkiye’deki rakı kültürünü iyi bilen birisiydi o yüzden uzo ile rakının farklılıklarını da bolca konuştuğumuz bir gezi oldu. Benim rakıyla aram belli markalarda iyi. Hatta tek bir markayla iyi desem yeridir, çoğu midemi bulandırıyor ama Yunanistan’a gittiğimizde içtiğimiz uzo veya çipurolarla Türkiye’de içebildiğim o tek rakı markasından bile çok daha temiz, midemi rahatsız etmeyen, ertesi gün efekti olmadan kalkıp hayatımıza devam ettiğim bir deneyim yaşadığımı fark ettim. Onun da sebeplerini anlattı; uzoda kullanılan alkolün daha kaliteli olması, sadece bakır imbik kullanılması, içine şeker katılmaması, bizde bazen sentetik anason yağı veya esansı kullanılıyormuş, uzolarda ise sadece doğal anason kullanılıyormuş gibi gibi farklılardan bunun olduğunu anlattı.
Evet uzo fiyatlarını merak edenleriniz varsa da hemen yazayım 70lik mavi Varbayanni yani tadı bizim rakılara en yakın olan, alkol oranı %46, 12 € yani 545 TL 😢 Herkes köşesine çekilip ağlayabilir bunu duyduktan sonra. O yüzden ne yapıyoruz? Yanımızda getirebileceğimiz tüm şişe alkol hakkımızı sonuna kadar kullanıyoruz.
Gelelim Ouzo Plomari’ye: Buraya zaten girişinden itibaren kocaman bir fabrikaya geldiğinizi anlıyorsunuz. Buradaki tur için 2€ luk ödüyorsunuz. Rezervasyona gerek yok ancak sadece Perşembe-Cuma-Cumartesi günlerinde 10:00 – 14:00 saatleri arası açıklar. Yeterli çoğunluk oluştuğunda gruplar halinde toplayıp üzerimize beyaz hijyenik kıyafetlerimizi ve bonemizi giyip fabrika turuna başlıyoruz. Buranın üretim kapasitesi eğer yanlış hatırlamıyorsam 4 milyon litreden fazlaydı. Daha zaten otomatize işleyen bir süreç görüyorsunuz. Ouzo Plomari’nin hikayesini bir videodan izliyorsunuz, rehber bakır imbikler ve paketleme alanında kısa bir tur attırıyor ve tur bu kadar. Barbayanni’yi gezerken süreçlerle ilgili sorduğumuz sorulara uzun uzun detaylı cevaplar verilmişti ancak buradaki rehberin İngilizcesi hem kısıtlı olduğu için ve hem de süreçlerle ilgili daha az bilgisi oluğu için daha yüzeysel ezberden bir tur oldu. Ama eğer vaktiniz varsa her iki fabrikayı da gezin, en fazla 1 saatinizi alacak geziler oluyor bunlar.


Plomari’nin En Güzel Koy ve Plajlarını Keşfedin
Aslında ben susayım fotoğraflar konuşsun. Bayıldık biz buranın denizine, Göcek ve Datça’ nın koylarını anımsattı. 5 gün boyunca her gün başka bir yeri ziyaret ettik. Bu arada denize girişler kimi yerde kum, kimi yerlerde küçük çakıl taşlı o yüzden deniz ayakkabısıyla çok daha rahat edersiniz. Gözlük & şnorkel zaten olmazsa olmaz, bu cam gibi suyu altında neler oluyor o dünyayı da bir keşfetmek lazım. Plomari merkezindeki en güzel plajdan başlamak isterim.
✜ Paralia Ammoudeli


Hemen ana yolun yanında, evlerin arasından çok uzun olmayan basamaklarla bu muhteşem sahile iniyorsunuz. Biz ordayken bir işletme veya şezlong & şemsiye yoktu ama yorumlardan gördüğüm kadarıyla yazın sezonda bir işletme oluyormuş ama bizdeki gibi tüm sahili ele geçirmediğine eminim. Duş var, kabin yok. Denizin girişinde aslında bütün Plomari sahilinde rastladığımız travertene benzer, kaydırmayan bir kaya oluşumu kaplamış ve bu da denize rahat girip çıkmanızı sağlıyor. Deniz serin ama derinlere bile yüzdüğümüzde dibimizi, balıkları görerek yüzdüğümüz bayıldığımız bir yer oldu burası. Denizden çıktığınızda da etrafında bir sürü restoran var, ıslak saçlarla tuzlu tuzlu oturup bu sefer bu güzel koya tepeden bakarak bir bira için benim için.
✜ Paralia Plomari ve Agios Isidoros Beach


Aslında bu iki yer de aynı kumsal üzerinde ve yan yanalar ama isimleri farklı anladığım kadarıyla. Upuzun harika bir plaj burası, bu civarda çok fazla otel, beach club da var ama bizim gördüğümüz kadarıyla bangır bangır müzikli değil. Biz şemsiye ve sandalyelerimizi alıp kurulduk, yine söylememe gerek yok muhteşem bir deniz. Çocuklu aile de çok vardı. Biz daha çok sabah yürüyüşlerinde içimize mayomuzu giyip güneşin artık yükselip de bizi terletmeye başladığı zamanlarda inip buradan denize girdik.
✜ Ekklisia Krifti
Evet gelelim bu muhteşem koya. Hikayelerimden takip ettiyseniz görmüşsünüzdür. Yolu biraz zorlu, varması güç ama vardığınızda size karşılığını misliyle veren bir yer burası. Buraya arabanızla veya Plomari merkez veya Paralia Melinta’dan Seafari Adventures firmasına ait küçük teknelerle kişi başı 20 € ödeyerek (2025) ulaşabilirsiniz. Önce buraya arabanızla nasıl ulaşacağınızı anlatayım.


En baştan başlayacak olursak Google Maps’te Ekklisia Krifti’yi işaretlediğinizde yol bir noktada ana yoldan ayrılıp bir toprak yola dönüşüyor. Bu yol 3 km kadar böyle yarı bozuk, taşlık, uçurum kenarından tek araba genişliğinde ilerleyen bir yol. Aralarda iki araba karşılaşırsa diye cepler de yapılmış, bu arada bizim arabamız 4×4 ama önümüzde bir polo vardı o da zorlanmadan aynı yolu gitti. Haritadaki noktaya ulaştığınızda arabanızı park edip, sahile inen toprak yoldan yürüyerek 10-15 dakikada bu koya ulaşıyorsunuz. Terlikle inmenizi tavsiye etmem, toprak çok kayıyor. Önünüze bir yerde sarı demir bir kapı çıkıyor, o kapıyı açıp içeriye girin. Merak etmeyin özel bir araziye girmiyorsunuz. Sahilde bir şapel var oraya gelen ziyaretçiler için yapılmış bir kapı o. Bu noktadan itibaren daha kayalar, taşlar üzerinden atlamalı zıplamalı devam ediyorsunuz ama zaten yol üzerinde gördüğünüz manzaralar o kadar etkiliyor ki heyecanınınız da gittikçe artmaya başlıyor. Şapelin çatısını gördüğünüzde artık yakınsınız ve deniz seviyesine indiğinizde de cennete hoşgeldiniz!



Burada kilise ne alaka dediniz değil mi? çok doğru bir soru. Ekklisia Krifti ‘Saklı Kilise’ demekmiş. Osmanlılar adayı fethettiğinde dini baskı ve yasak dönemlerinde Hristiyan halk gizlice ibadet etmek için burayı kullanmış. Terkedilmiş, bakımsız bir yer beklemeyin hiç, hala kullanılan bir kilise burası. Denizde yüzerken de hemen dibinizde bir kiliseye karşı yüzmek de ilginç bir manzara oluyor. Bir de denizin içinde su kaynakları var soğuk suda yüzerken birden sıcacık suya denk geliyorsunuz. Kayaların arasında yuva yapmış kırlangıçların sesleri ve kafanıza doğru yaptıkları pikelerle aşırı keyif aldığımız bir yer oldu. Yanınızda yiyecek, içecek, gözlük ve şnorkelle saatlerce vakit geçirebileceğiniz güzellikte bir yer.


Buraya inişi anlatırken kulağa kolay gelmiş olabilir ama dönüş yolu hiç de öyle kolay olmadı. Nefes nefese tırmandığımız bir çıkış oldu.
Tekneyle nasıl gelindiğini de hemen anlatayım. Plomari merkezden Seafari Adventures isimli şirketin her gün saat 11:00-18:00 saatleri arasında buraya seferleri oluyor. Biz buraya yaptığımız ikinci ziyaretimizde ailemizle geldiğimiz için onlarla Paralia Melinta’dan kalkan bu küçük teknelerle 5 dakikada geldik. Merkezden bindiğinizde ücret 25€, Melinta’dan ise 20 €. Biz o gün gün boyu Melinta sahildeki Maria’nın yerine güneşlenip, yemek yemiştik arabamız da zaten oradaydı. O yüzden çok zahmetsiz bir yolculuk oldu. Bir de o denize paralel kocaman dağları denizden izlemenin keyfi de ayrı.
✜ Paralia Melinta


Melinta’da sahilde birkaç restoran olan ince uzun bir plaj, girişi beyaz küçük çakıl taşlı. Su yine tertemiz. Sahilde yemeklerine ve ortamına bayıldığımız Taverna Maria’da vakit geçirebilirsiniz. Bu küçük koyda bir kaç pansiyon da gördük, merkezden biraz uzak olsa da kafa dinlemek için iyi bir seçenek olabilir.
✜ Paralia Tarti


Burası Plomari merkeze arabayla 40 dakika uzaklıkta. Biraz dağları ve virajlı yolları aşmanız gerekiyor ama yoldaki sonsuzluğa uzanan zeytin ağaçlarını izleyerek yolu gitmek çok keyifli. En övülen plajlardan biri, güzel de ama yukarıda saydığım onca güzel plaj varken 40 dakika yol yapıp buraya gelmek bence bir öncelik olmamalı. Sahilde tesisler var kimisinin arkada pansiyon & kamp alanı da var. Plajda kendi sandalye & şemsiyenizle de yayılabiliyorsunuz. En bilindik tesislerden Sebastian Taverna’nın şezlonglarını kullandığınızda kişi başı minimum 5 € luk bir harcama limiti vardı. Bizim gittiğimiz gün bangır bangır canlı müzik vardı ve maalesef tüm koyu kaplıyordu müzik o yüzden burada uzun süre vakit geçiremeden döndük.
Adanın En Karakteristik Köyü Agiasos’u Ziyaret Edin


Biraz etrafı gezmek isterseniz Plomari’den bir saatlik bir araba yolculuğuyla dağ havası almaya Agiasos’a gidebilirsiniz. Midilli’nin en karakteristik köylerinden, Olimpos Dağı’nın eteklerindeki Agiasos, adada en sevdiğimiz köylerden biri oldu.
🕍 Panagia Agiasos (Meryem Ana) Kilisesi
Köyün merkezinde yer alan bu etkileyici Ortodoks kilisesi, Agiasos’un kalbi sayılıyor. 19. yüzyılda inşa edilen yapı, hem mimarisi hem de dini önemiyle dikkat çekiyor. Özellikle Yunanistan’dan gelen hacıların ziyaret ettiği bir merkez olan kilise, ruhani bir atmosfer sunuyor.


🖼️ Agiasos Folklor Müzesi
Köyün tarihine ve geleneksel yaşamına ışık tutan bu müze, el işi eşyalar, yöresel kıyafetler, fotoğraflar ve günlük yaşam objeleriyle dolu. Agiasos’un kültürel belleğini görmek isteyenler için mutlaka görülmeli.
📚 Agiasos Kütüphanesi
Yunanistan’ın en köklü yerel kütüphanelerinden biri. 19. yüzyılda kurulmuş olan bu yapı sadece kitap değil, aynı zamanda yerel sanat eserleri ve belgeleri de barındırıyor. Biz ziyaret ettiğimizde kütüphanede görevli bir müzik öğretmeninin santur dinletisine denk geldik.


🏺 Seramik ve El Sanatları Atölyeleri
Agiasos, özellikle seramik işleri, ahşap oymacılığı ve el yapımı hatıralık eşyalarıyla ünlü. Köy sokaklarında dolaşırken birçok küçük atölye ve dükkanla karşılaşacaksınız.
Plomari seyahatimizle ilgili detaylarını paylaştığımız Instagram sabit hikayelerimizi buradan izleyebilirsiniz.
🍽️ Agiasos Yeme – İçme Önerileri
Ara sokalardaki fırınlardan karydopita yani cevizli kekle çınar altındaki kahvede Yunan kahvesi içebilirsiniz.
Yemek için de To Asteri’yi deneyebilirsiniz.

Plomari Yeme – İçme Önerileri
☕️ Kahve:
Merkezde hemen göbekte bulunan taş kahveyle ve yanındaki asmaların kapladığı sarı binadaki kafe.
Üçüncü dalga kahveci deneyimine yakın; hemen bir arka sokaktaki Mocha’yı veya biraz daha içerideki Serafino kafeyi deneyebilirsiniz.


🥐 Fırın:
Sabahları meydandaki Bakery Kampouris’ten çıkan poğaça, açma, simitler fena değildi. Bougatsası beklediğimizden çok daha iyi çıktı. Her sabah yürüyüşten sonra buradan bougatsa ve poğaçalarımızı aldık. Denize girip çıktıktan sonra da güneşin altında kururken bougatsamızı tırtıkladık.


🦑 Restoran:
✜ Taverna Maria: Lokallerin tavsiyesiyle gittiğimiz Maria’da, Melinta plajında denize girdikten sonra Maria, kızı Eleni ve ailenin çıkan yemeklerle sofranızı donatın. Sessiz sakin bu tavernada tüm gün vakit geçirin. Tesise ait şezlongları da var ama hayli derme çatmalar. düzgün bir şemsiye ve şezlong pek değiller ama Ağustos ayında bile sessiz, sakin bir sahil istiyorsanız burası orası. Bu arada biraz fiyatlardan bahsedecek olursak da en uygun yemeğimizi burada yedik. Greek Salad 7 €, soğuk mezeler 6-13 € arası, feta saganaki 6 €, tuzlu & isli balıklar 6,50 €, kalamar & karides & ahtapot 12 €, levreğin kilosu da 45 €.


✜ Ammoudeli Restaurant: Plaja tepeden bakan manzarasının yanı sıra yemekler de lezzetli çıkınca buraya iki kere gittik. Burası konum olarak daha merkezi ve daha turistikti. Salata ve mezelerde fiyatlar 3-4 € daha fazlaydı ama bence bu acayip bir manzarayla yemek yemenin etkisi de olabilir. Levreğin kilosu burada 60 € civarındaydı. Tabi ki porsiyonlar yine 2 kişilikti, 20’lik uzo genellik 6-7 € civarında.
Denemediğimiz ama listelerde karşımıza çıkan Seven Seas ve Mama Katerina’ya da bakılabilirsiniz.


* Eklemeden geçemeyeceğim meydandaki Mocha Kafe’yle Chromatika tasarım mağazasının arasında minicik bir mandıra dükkanı var. Sütlacı muhteşem, ayrıca koyun yoğurdu da muhteşem. Sütlacın kıvamı yoğun, bol pirinçli ve az şekerli. Biz buzluğumuzla geldiğimiz için sütlaçtan stok yapıp döndük.