Mini İç Ege Rotası: Salihli-Kula-Denizli-Nazilli-Kuşadası
Her sene kış aylarında 3-4 günlük, havanın 18 derecelere yükseldiği, güneşi bolca hissettiğimiz bir aralık oluyor. Bu aralıkta da genelde güneye inmeyi, yazın kalabalıktan tadını çıkaramayacağınız bir çok yeri yayarak, yer bulur muyum derdine düşmeden gezmeyi çok seviyorum. Bu sene de bu güneşli günleri fırsat bilip mini bir İç Ege seyahatine çıktım. Bol ören yeri gezip, pide ve güvece doyduğum, sönmüş volkanik oluşumların üzerinde güneşi doğurduğum, günde 20.000 adım attığım muhteşem bir rota oldu. Bu yolculukta bize harika bir müzik listesi de eşlik etti. İlk şarkıyı çalmaya başladık ve yollara düştük.
1. Gün
🚗 Evet yollara düştük. Hava kış için hiç fena değil. Bu seyahati bir üst seviyeye taşıyacak aşağıdaki Winter Road Trip müzik listemizi açtık ve ilk durağımız Sardes Antik Kenti.
🏛️ M.Ö. 1000’li yıllarda Lidya Devleti’nin başkenti olan Sardes, Sart Çayı’nda yapılan altın madenciliği sayesinde zengin bir kent olup, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olmuş. Dünyadaki İon düzenindeki 4. büyük tapınak olan Artemis Tapınağı’na da Sardes’de bulunuyor.
Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olan Sardes, İncil’de Hristiyanlığın batıya yayılmasında önemli rol oynayan, Batı Anadolu’daki yedi kiliseden birine ev sahipliği yapmasıyla dini açıdan da ayrı bir öneme sahip



💦 2. durağımız Kurşunlu Şelalesi: Videolarda gördüğünüz tabi ki şelalenin kaynağı değil. Ama hem şelalenin kaynağına yönlendirme olmamasından hem de doğa yürüyüşü için hazırlıklı olmadığımız için, kaplıca tesisinden vadiye doğru devam ettiğimizde karşımıza çıkan şelaleyle yetindik. Yine de kayaların arasından akan suları izlemek ve bu setten dökülen suyu dinlemek bile hayli dinlendiriciydi.



🌋 3. durağımız Kula, Sandal Divlit Volkan Konisi: Kula, volkanik özellikli jeolojik yapıya sahip bir yöre. Sandal Konisi de Türkiye’nin en genç volkan konilerinden biri ve 12,000 yıl kadar önce aktif olan bir yanardağı. 800 metrelik bir yürüyüşle koniye tırmanırken hayatımda ilk defa gördüğüm siyah bazaltik lav akıntılarından bir manzara bize eşlik etti. Zirveye vardığınızda da çapı 225 mt olan kraterin etrafında yürüyüş yaparken hem çevredeki manzara hem de sönmüş lav kalıntılarını inceleyebilmek yine çok etkileyiciydi.



🍖 Artık karınlar acıktı. Hem bir şeyler atıştırmak hem de geceyi geçirmek üzere Kula merkeze devam ediyoruz. Bir esnaf lokantası olan Ekmekçioğlu lokantasında oğlak güveç, kuzu güveç ve iç pilav denedik ve güveç o kadar lezzetliydi ki 3.sünü de ısmarladık ve en güzel tarafı da midemizi hiç rahatsız etmemesi oldu. Bazı yemekler için yol gidilir ya bence sırf bu güveç için buraya gelinir.


2. Gün
🏠 Tarihi Kula Evleri: Kula’nın dar sokaklarında dolaşırken 18 y.y. Osmanlı kent mimarisine sahip 2 katlı, avlulu, ahşap ve alçıdan yapılmış renkli evler göreceksiniz. Evler çok güzel olsa da çoğu maalesef harap durumda. Belediye bütçe yaratıp restorasyona başlamış ancak şehrin geneline yayılması belli ki zaman alacak. Yenilenmiş olanlardan birini gezmek isterseniz Beyler Evi’ni görebilirsiniz.


🌋 Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı & Kula Divlit Volkanik Park:
Başka bir gezegenin yüzeyindeymişsiniz hissi veren bir yer burası.
Antik çağ coğrafyacısı Strabon’un, siyah lav akıntılarından dolayı “Yanık Ülke” olarak tanımladığı bu bölgenin üzerinde toprak örtüsü henüz gelişmemiş ve nereye baksanız gördüğünüz tek şey kurumuş siyah lav akıntısı.



Jeopark’ta bir kısmı patika, bir kısmı da lavların üzerine kurulmuş ahşap köprülerden yapılmış olan 3 km. lik bir yürüyüş yolu var ve yürüyüş sırasında lav akıntıları & konilerin ardında güneşin doğuşuna denk geldik. Manzara gerçekten çok acayipti. Hayatımda güneşi doğurduğum en ilginç yerlerden biri kesinlikle burası oldu.


🏜️ Kula Peri Bacaları: Fotoğraflardan gördüğünüz gibi muhteşem bir yer burası. Buradaki peri bacaları Kapadokya’daki gibi geniş bir alanda değil, dar bir vadi içinde ve nispeten daha küçükler. Vadi içerisindeki 1,2 km lik yürüyüş yolunda, kafanız sürekli havada hangi peri bacasının şeklinin daha ilginç olduğuna bakarak kuş sesleriyle çevreyi keşfedebilirsiniz.


🗿 Homo Erectus Vadisi: Kula Peri bacalarının hemen arkasında bulunan bu vadide, Gediz nehrinin biriktirdiği alüvyonlar içerisinde, günümüzden yaklaşık olarak 1.240 ile 1.170 milyon yılları arasındaki dönemde yaşamış olan Homo Eractus olarak bilinen insanlar tarafından şekil verilen bir taş alet bulunmuş. Batı Anadolu’nun prehistorik tarihi bakımından oldukça büyük bir öneme sahip bu alet bulunmadan önce batı Anadolu’da insanlık tarihine ait en eski izler 510 bin yıl öncesine kadar geriye gitmekteydi. Bu aletin bulunması ile prehistorik insana ait izler 1.2 milyon yıl kadar daha eskiye gitmiş.

3.gün: Denizli’de Üç Antik Kent
🏛️ Tripolis
🏛️ Hierapolis (Pamukkale)
🏛️ Laodikeia
Kula’dan güneye Denizli ’ye doğru, üzüm bağları manzarası eşliğindeki yolculuğumuzdan sonra Buldan’daki Tripolis Antik Kenti’yle gezimize başlıyoruz.
🛕 İlk kuruluşu Helenistik döneme dayanan Tripolis, Smyrna, Pergamon ve Ephesos gibi antik çağın önemli kentlerinden başlayan ticaret yollarının burada birleşmesinden dolayı stratejik bir öneme sahipti. Deprem ve savaşlar yüzünden kent çoğunlukta tahrip olmuş ama Roma döneminden günümüze kadar sağlam kalabilen sütunlu caddeyi, onur anıtını ve agorayı görebilirsiniz.


2.Durağımız Hierapolis, Pamukkale :
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Pamukkale Travertenleri ve Hierapolis Antik Kenti’ni gezmek için 3 saat, travertenlerde dolaşmak ve antik havuzda yüzmek isterseniz de toplam 4-5 saat ayırmanızı tavsiye ederim.


⚱ Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından M.Ö. 2 yy. da kurulan şehir, Roma ve Bizans döneminde önemli bir merkez olmuş. Şehir depremlerden dolayı yerle bir olmuşsa da günümüze kalan yapılar hayli etkileyici. Görkemli sahne binasıyla antik tiyatro, Plutonium (cehennem kapısı), şehri çevreleyen Güneybatı Anadolu’nun en büyük nekropolü görülmesi gereken yerlerden.

🌅 Görsel olarak en etkileyici yer ise çok net Pamukkale Travertenleri. Travertenlerin kenarında oturup bembeyaz bulut gibi kayalarla fondaki manzarayı izlemek büyüleyici. Antik havuza girmek isterseniz, suyun derecesi 36 olduğu için kışın bile yüzülebiliyor.


3.Durağımız Laodikeia Antik Kenti:
⛪️ M.Ö. 250’de kurulan Laodikeia, önemli antik kentlerin kavşak noktasında olmasıyla ticaret ve kültürel alışveriş açısından önemli bir yere sahipti. Anadolu’nun 7 kilisesinden birine sahip olan kent, erken Bizans Dönemi’nde dini bir merkez haline gelmiş ve M.S. 4. yy. itibariyle Hıristiyanların hac merkezi olmuştur.


Yaklaşık 1 saat geçirdiğimiz Laodikeia’da 2 adet toplam 35,000 kişilik tiyatro, Anadolu’nun en büyük stadyumu, kiliseli Peristilli ev, agora zemin mozaikleri, hamam gibi yapılarla Antik Roma mimarisinin örneklerini görebilirsiniz.


🎟️ Üç Antik Kenti de Müze Kart’ınızla ücretsiz gezebilirsiniz.
4. Gün Nazilli Kısmet Pide, Nysa Antik Kenti, Kuşadası Caferli Köyü:
Seyahatin son gününde Denizli’den Aydın kıyılarına doğru yönümü değiştiriyorum. Madem pideleriyle ünlü bir yerdeyim neden kahvaltımı Nazilli’deki Kısmet Pide’de yapmıyorum deyip soluğu burada aldım. Kısmet Pide bu çevredeki en meşhur pidecilerden biri. Kıymalı kaşarlı ve kaşarlı pidesini denedim, başarılıydı ama yol değiştirmeye değer mi çok emin değili

Bu arada Nazilli’ye yakın olan Yenipazar’daki Sümer Pide’ye de geçtiğimiz yıl uğramıştım.
Oranın hamuru ve malzemesi hakikaten çok daha lezzetliydi ve önümüze gelen kocaman pideyi bitirdikten sonra hiç rahatsızlık çekmemiştik.
🏛️ 2.durak: Nysa Antik Kenti:
Nysa, gezdiğim en ilginç antik kentlerden biri. Bir vadinin iki yamacında, zeytinlik ve yeşilliklerin içindeki bu kent, ortasından geçen dereden dolayı 2 şehir olarak kurulmuş ve günümüzde bu ören yerini, tam ortasından geçen yol sayesinde arabanızla gezebiliyorsunuz.


M.Ö. 3. y.y.’da Menderes Nehri’nin kuzeyinde kurulan Nysa, Antik Karia bölgesinin özellikle eğitim alanındaki ünlü kentlerinden biri olmuştur. Öyle ki, Amasya’lı ünlü coğrafyacı Strabon eğitimini Nysa’da görmüş. 10.000 kişilik tiyatro ve Efes’teki Celsus Kütüphanesi’nden sonra Anadolu’nun en iyi korunmuş antikçağ kütüphanelerinden birini barındıran Nysa hakikaten görülmeye değer.

🍽️ Son durağımız Kuşadası , Caferli Köyü, Çiy Restaurant:
Bir şef restoranı olan Çiy’i, Selçuk’taki 7Bilgeler’deki eski yerinden anımsayanınız vardır. 2022’de Caferli köyü’ne, 10 dönüm zeytinlik içerisine taşınan restoranın mimarisi ve antikalarla dolu dekorasyonu hayli zevkli. İçeride şömine başında keyifle otursak da yazın, asırlık zeytin ağaçlarının altında, vadi manzarasıyla yemek yemenin keyfi de ayrıdır eminim.
Menüden birçok yemeği denedik, açıkçası bir kısmı beklentimizin altında kalmış olsa da aşağıdaki yemekleri denemeye değebilir.


•Ekmekleri ve isli yaprak tuzlu tereyağı
•Ançüezli meyve salatası, cennet hurma, narenciye, tere, tahinli lakerda kreması, kıtır arpa yufkası
•Dana gerdan ragu, ev yapımı penne, tatlı limon kreması, ceviz krokan
•Yanık brokoli dolgulu yeşil mantı, midye suyu, fındık tarator



