En Güzel Hafta Sonu Kaçamağı: Eskişehir
İstanbul’dan uzaklaşmak istediğimizde arabasız, trenle ulaşmanın verdiği rahatlık da olunca genelde ilk tercihimiz Eskişehir oluyor. Odunpazarı Modern Müze’deki sergiler ve Tasigo Otel’in bayıldığımız spa’sı da diğer cezbedici etkenler. Eskişehir’le tanışmam Odunpazarı Modern Müze sayesinde oldu. Odunpazarı Modern Sanat Vakfı kurucularından Eskişehirli bir sanat koleksiyoncusu ve iş adamı olan Erol Tabanca’nın böyle ikonik bir müze açması beni hayli meraklandırmıştı. Müzeyle beraber açılan OMM INN’de de konakladıktan sonra ‘buraya bir kere daha bu deneyimi yaşamak için döneriz’ diyerek ayrılmıştık. Nitekim, her sene açılan yeni sergilerde buraya bir kere olsun yolumuzu düşürmeye çalışıyoruz.
Eskişehir’e Nasıl Gidilir?
Arabayla ulaşmanın yanı sıra biz neredeyse seyahatlerimizin hepsinde Söğütlüçeşmeden bindiğimiz YHT’yi kullandık. 3 saatte temiz, konforlu ve rahat bir yolculuk oluyor. 2025 Mart ayında tren bileti gidiş dönüş kişi başı 1200 TL’ydi. Bu arada 3 hafta kadar önceden biletlerimizi alsak bile kısıtlı yer vardı. Talep gören bir tren olduğunu göz önünde bulundurun. Trende büfe, tuvalet, şarj için soketler var.
Eskişehir’de Kaç Gün Kalınır?
Biz genelde Cuma-Pazar veya Hafta sonu için gidiyoruz. İlk ziyaretiniz olacaksa 2 gece kalmak daha iyi olacaktır. Koşturmadan şehrin bir tadına varın. Özellikle bir de bizim gibi yarım gün spa günü yapacaksanız 2 gece şart. İkinci veya üçüncü ziyaretleriniz için 1 gece 2 tam gün gayet yeterli olacaktır.
Eskişehir’de Nerede Kalınır?
Eskişehir’i toplam üç kere ziyaret ettik. İlkinde Odunpazarı’ndaki OMM INN‘de kaldık. OMM’nin hemen yanında, 16 odalı butik, çok zevkli döşenmiş bir otel. Yine Odunpazarı’nda bulunan Tasigo Otel’de ise iki kere kaldık. Burası 164 odalı büyük bir termal otel. Arkasında koruya bakan geniş odaları ve hizmetiyle iki ziyaretimizden de memnun ayrıldık. Bir de otelde konakladığınızda içindeki SPA alanından ücretsiz faydalanabiliyorsunuz, bu da bir diğer artısı. İkisinin de kahvaltıları çok güzeldi.
Eskişehir Haritalı Gezi Rehberi
Tabi ki yine kısa sürede şehri en kolay şekilde gezmek için haritamız da hazır!
Haritada görebileceğiniz gibi gezilecek bir sürü yer var ama bu bizim buraya 3. seyahatimiz olduğu için çoğunu önceden göre şansımız olmuştu. Sizinle seyahatimi paylaşmadan önce aşağıda başlıklar halinde kısaca Eskişehir’e geldiğinizde görmeniz gereken yerleri de sıralıyorum. Tüm noktaları ayrıca haritada işaretli olarak bulabilirsiniz.
Eskişehir’de Gezilecek Yerler:
✜ Odunpazarı Evleri
✜ Porsuk Çayı & Adalar
✜ Odunpazarı Modern Müze
✜ A.Ü. Cumhuriyet Tarihi Müzesi
✜ Kurtuluş Müzesi
✜ ETİ Arkeoloji Müzesi
✜ TÜRASAŞ Devrim Arabaları Müzesi
✜ Atlıhan El Sanatları Çarşısı
✜ Dalyancı Konağı
✜ Daktilo Müzesi
✜ Ataol Behramoğlu Kitaplığı
✜ Kurşunlu Cami ve Külliyesi
✜ Kentpark
✜ Sazova Parkı
✜ Kanlıkavak Parkı
✜ Haller Gençlik Merkezi
✜ Çağdaş Cam Sanatları Müzesi
✜ Eldem Sanat Alanı
✜ İki Eylül Cad.
✜ Lületaşı Müzesi
✜ Taşbaşı Çarşısı
✜ Hamam Müzesi
✜ Hamam Yolu Cad.
Genç ama sakin ruhunla bizi yine etkiledin Eskişehir
Söğütlüçeşmeden 3 saatte vardığımız Eskişehir, mart ayında güneşli ama ayaz havasıyla yine bizi karşılıyor. Trenden iner inmez taksiyle 10 dakikada ulaştığımız Tasigo Otel’deki odamıza yerleştikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüşle Odunpazarı’na iniyoruz. Geleneksel Anadolu mimarisini yenilenen renkli, cumbalı evlerle yaşatan Odunpazarı sokakları arasında kütüphane, lüle taşı satan dükkanlar ve cam atölyelerini geziyoruz.




Odunpazarı sokaklarında biraz dolandıktan sonra Atlıhan El Sanatları Çarşısı’ndaki lüle taşından aksesuar satan dükkanlara da bakıp OMM Kafe’ye geçiyoruz. OMM INN ve kafesi bir avluda bir araya geliyor. hem dış hem iç alanı var ama iç mekan tasarımını daha çok seviyorum.


Burada güzel bir kahve ve hurmalı çikolatalı muhteşem bir kek yedik ve artık sebeb-i ziyaretimiz olan Odunpazarı Modern Müze’ye geçebiliriz.
Türkiye’nin En Etkileyici Müzelerinden Biri: Odunpazarı Modern Müze

2019 yılında açılan, Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates imzalı @ommxart , Odunpazarı’nın tarihi dokusuyla uyumlu ahşap yapı sistemiyle kurgulanmış, etkileyici mimarisiyle Türkiye’de en sevdiğim müzelerden biri. 4500 m²’lik sergileme alanının yanı sıra kafe, müze dükkânı ve atölye alanları da var.
Müzedeki yeni sergileri görmek için yılda en az bir kere gitmeye çalışıyorum ama bu göz alıcı bina ve bambu ustası Tanabe Chikuunsai IV’ün müzeye özel ürettiği yerleştirme bile başlı başına bir seyahat sebebi.

Gelelim ‘Ferahfeza’ sergisine.
Uzun zamandır bir sergiden bu kadar keyif almamıştım. Ferahfeza sergisi, aslında çoğumuzun hayatının önemli bir parçası olan ‘sofra’, ‘kutlama’ kavramlarını odağına alıyor. Ben de yemeğin ve sofra muhabbetinin çok önemli olduğu bir aileden geliyorum.


Kahvaltı, akşam yemeği, 5 çayı için bir araya geldiğimizde neler pişeceği, nereye o sofranın kurulacağı çok önemlidir. Yazlık evin, pikniklerin hepsinin ritüeli ve sofra düzeni ayrı olsa da amaç aynıdır: Beraber olmak.
Yılbaşı sofrası, iftar sofrası, bayram sabahı kahvaltısı, doğum günleri…hepsinin odağında o kurulacak sofra vardır. Büyük ve önemli haberler sofra etrafında aile veya sevdiklerimizle bir aradayken verilir. Muhabbeti ve kahkahası boldur. Hafif ve iyi hissettirir insanı. Bu sergideki eserlerle de o dünyanın içinde kaybolup gittik.


Kimi eserde o sofrada oturmak istedik, benzer bir menü hazırlamanın hayalini kurduk. Kimi eserde de yemekhane düzeni gibi hiç de eğlenceli gözükmeyen dünyaya bakıp yine onlarda kendimizi gördük.
Farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan sanatçıların sofra temasını nasıl yansıttığını da gördüğümüz sergide, her eserde aynı bir aradalık duygusu ve coşku tabi ki de yoktu ama o farklı bakış açılarını da görmek ilginçti.
Ferahfeza sergisi 13 Eylül’e kadar ziyarete açık. Bir hafta sonunda yolunuzu Eskişehir ’e düşürüp mutlaka ziyaret edin. Bilet Fiyatları:
tam: 200 TL, indirimli: 150 TL (12 yaş üstü öğrenciler, öğretmenler, 65 yaş üstü kişiler)
Müzeden çıkarken zaten müze mağazasından geçiyorsunuz ve mağazasının seçkisi çok iyi. Burada uzunca vakit geçireceğinize emin olabilirsiniz.


Ve artık karnımız acıktı. Hedefimiz belli! Eskişehir’e gelince ilk yapılacaklar arasında olan Çibörek yemeye gidiyoruz tabi ki. Bunun için de en iyilerden biri olan Odunpazarı’ndaki Kırım Tatar ÇiBörek Evi’ne gidiyoruz. Hem peynirli hem kıymalısını denedik. Her ikisi de acayip lezzetli, yağ çekmemiş ve tam hayalimizdeki gibiydi.


Biz ilk yemeğimiz için Eskişehir’e en özgü yemeklerden biriyle başlasak da listemiz uzun. Eskişehir’deki diğer yeme-içme adına listemde olan önerilerimi yine başlıklar halinde aşağıda sıralıyorum:
Eskişehir Yeme-İçme Önerileri:
✜ Kırım Tatar Kültür Çi Börek Evi
✜ Kurabiyeci Volkan
✜ Varuna Gezgin
✜ OMM Kafe
✜ Abdüsselam Balaban Kebap
✜ Doyuran Kahvaltı Salonu
✜ Karakedi Bozacısı
✜ Tatlıdil Köftecisi
✜ Tanınmış Helvacı 1875
✜ Balkan Helva
✜ Drunken Duck Pub
✜ Hey Joe Coffee
✜ Mountain Coffee Company
✜ Kedd Coffee
✜ Abra Bar
Mekanların hepsini haritada işaretli olarak görebilirsiniz.
Şehir hayatına karışmak için merkeze iniyoruz
Akşam olunca Porsuk Çayı kenarına Adalar bölgesine iniyoruz. İstanbullu olarak yine akarsu, deniz, nehir ne varsa onu görme ihtiyacımız var belli ki. Akşam köprüler ışıklandırılmış hava durgun ve sakin ama hava buz gibi.


Yürüyerek kapalı, sıcak bir ortama sığınma ihtiyacımız olunca Haller Gençlik Merkezi’ne girdik ve aslında yine hedefimiz belli. Mazlumlar Muhallebicisi’ne gidip kazandibi yemek. Üsküplü bir ailenin çocuğu olan ve Balkan Savaşı sırasında Eskişehir’e gelen Hüsnü Efendi’nin 1927’de kurduğu neredeyse bu yüzyıllık bu tatlıcıda kazandibi yemeden dönmek istemedik ama bizi kötü bir sürpriz bekliyor. Kazandibi kalmamış öyle olunca da hepimiz farklı tatlılar denedik. Tavuk göğsü, krem karamel, güllaç ve supangle denedik. Açıkçası benim için biraz fazla şekerliydiler o yüzden tatlarına çok bayılmadım ama kötü bir tatlı da yemedik. Güllaç’a gül suyu istedik, gül suları pembe renkliymiş ve pembe bir suyun içinde Barbie güllacı yedik sanırım 🙂


Isınıp, tatlılarımızı da yedikten sonra bir şeyler içmek istedik. Eskiden bildiğimiz barlar sokağına (haritada Vural sokak olarak geçiyor) bir bakalım dedik ama barlar sokağı eski bildiğimiz barlar sokağından baya uzaklaşmış. Mekanların önünde gel gelci insanlar sizi ‘ilk shot’larınz bizden gibi’ cümlelerle içeriye almaya çalışıyorlar. Şaşkınlıkla karışık hızlıca uzaklaşıyoruz oradan, maalesef burası da birçok yer gibi fazlaca değişmiş. Bir Eskişehir klasiği olan Varuna Gezgin’e gidiyoruz. Bilmeyeniniz yoktur ama Varuna baya kült bir yer. Hikayesi de şöyle: Eskişehir’de Matematik Öğretmenliği yapan Murat Fıçıcı’nın hayali olan bir kafe açmak ve buradan sağladığı gelir ile Türk gençlerinin dünyayı keşfetmelerini sağlamak ve bunu Varuna Gezgin’le gerçekleştiriyor.
Genç öğretmen 2003 yılında maaşından biriktirdiği 9.500₺ sermaye ile hayalindeki kafenin tadilatına başlıyor. Dünyayı gezdikçe özgüveni artan hoca ve Öğrencileri gördükleri yemekleri, içecekleri, kültürleri, dekorları kafelerine taşıyorlar.
Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde şubeler açan Varuna Gezgin, binlerce gencin dünyayı görmelerini sağlamanın gururu ile yoluna devam ediyor. İçki içmek istediğimizde Varuna dışında bir diğer sevdiğimiz mekan da daha pub havasında olan Drunken Duck.


İkinci günümüzde spa & masaja hazırız
Eskişehir’deki ikinci günümüz için hayli heyecanlıyız. Tasigo Otel’in içerisindeki Aden Spa’da 2 kişilik bir hamam ve masaj odası kiraladık. Tüm gün termal havuz, buhar odası ve buralarda takılıp tertemiz tüm günahlarımızdan arınmaya hazırız. Hijyen konusunda çok iyiler biz gittiğimizde Ramazan ayı olduğu için bence oldukça da boştu. Harika bir kese, köpük ve masaj hizmeti alıyoruz. Bu hizmete ne ödediğimizden bahsetmek gerekirse de 30 dakika kese & köpük + 50 dakika Bali masajı paketine toplam 3800 TL ödedik. İstanbul’daki muadilleriyle karşılaştırdığınızda baya uygun kalıyor fiyatı.


Bu yarım günlük rahatlamadan sonra bavullarımızı toplayıp otelden çıkış yapıyoruz. Tren garında taksiyle geçiyoruz ve bavullarımızı gardaki lockerlara kitliyoruz. Sanırım yarım gün için el bagajlarımızın sığdığı dolaba 300 TL gibi bir ödeme yaptık.
Spa’dan ve masajdan sonra ayılmak için bir kahveye ihtiyacımız var. Porsuk çayı kenarındaki Mountain Kafe’ye uğradık. Kahveleri fena değildi.


Kahveden sonra güneşli havayı kaçırmak istemediğimiz için, kanal kenarında yürüyüşe çıktık. Bu kanal işi gerçekten de şehri hayli keyifli hale getiriyor. Bu arada kanal olunca tabi ki belediye durur mu? hemen yapmışlar Venedik’teki gibi gondol gezileri. Dilerseniz gondol kiralayıp kanalda gezebilirsiniz de. Gondol İskelesinin yerini haritada işaretli olarak görebilirsiniz.


Hamam ve yürüyüşten sonra artık karnımız acıktığı için de yine bir Eskişehir klasiği olan Balaban Köfte yemek için Abdüsselam’a geçiyoruz. Balaban köfte aslında İskender Kebabın köfteli versiyonu olarak tanımlayabiliriz. Pide, yoğurt, köfte, salçalı bir tereyağdan oluşan bu tabak tabi ki de çok lezzetli. Burada yediğimiz kebaptan da memnun kaldık.


Çarşı içerisinden biraz gezdikten sonra meşhur Karakedi Bozacısı’na boza içmek için uğradık. Ben çok boza sevdalısı değilimdir ama buranın yerli mısırdan ve pancar şekerinden yaptıkları boza ekşi olmayışıyla kalbimi çaldı. Üzerine bolca tarçın ve hemen yan dükkandaki Kurtuluş Kuruyemişçi’sinden aldığımız sarı leblebiyle de voltranı oluşturdular.


Dönmeden tabi ki de Eskişehir yöresine özgü; un, yağ ve şekerle yapılan, pişmaniyeyi andıran, lifli ve yoğun dokulu geleneksel bir tatlı olan met helvası almadan dönmüyoruz. Ayrıca yolluk olması için de mazallah yolda aç kalırsak diye Kurabiyeci Volkan’dan leblebi tozundan yapılmış kurabiyelerden alıyoruz ve dönüş yoluna geçiyoruz.


Bir günümüz daha olsa nasıl değerlendirirdik, Biz daha önce gezdiğimiz için buraları tekrar gezmedik ama Cumhuriyet Müzesi, ETİ Arkeoloji Müzesi veya Devrim Arabaları Müzesi ve hava daha sıcak olsa birkaç parkı da gezerdik.
Eskişehir’den kirlerimizden kurtulmuş, rahatlamış olarak dönmenin huzuruyla İstanbul’a hazırız!