Datça Gezi Rehberi
Son üç yazdır Mayıs & Haziran aylarında Datça’da Kızılbük koyunda bir ev kiralıyoruz ve orada 2-3 hafta kadar vakit geçiriyoruz. Okulların henüz tatil olmamış olması ve etrafın hayli sakin olması tabi ki tatilimizi daha güzelleştiren bir faktör ama Datça’nın denizine, doğasına ve gün batımına zaten nasıl hayran olunmaz bilmiyorum.
Türkiye kıyılarının neredeyse her yerinde vakit geçirmiş olsam da hiçbiri Datça’nın eline su dökemedi. Nedenine gelecek olursak; öncelikle Datça bana 90’lar Türkiye’sini anımsatan bir yer. Özellikle merkezden çıkıp yarımadadan Knidos’a doğru gittiğinizde köyler hala sakin ve bakir, çarpık şehirleşme ele geçirmemiş, koyların çoğunda tesis yok yani hayli özgürsünüz. Denizin, doğanın güzelliğinden herhangi bir kısıtlanmaya maruz kalmadan ve para harcamadan faydalanabiliyorsunuz.

Bir diğer sebebi de insanları çok sakin. İşletmeler, çalışanlar herkes huzurlu ve agresif değiller. Siz de bu yavaşlık ve sakinliğin içinde vakit geçirdikten sonra zaten huzurla evinize dönüyorsunuz.
Bu yazıda neler bulacaksınız?
✜ Datça Haritalı Gezi Rehberi
✜ Datça Tatiline Yanınızda Götürmeniz Gerekenler
✜ Datça’ya Nasıl Gidilir?
✜ Datça’da Nerede Kalalım?
✜ Datça’nın Sevdiğimiz Koy ve Bükleri
✜ Datça Merkez’de Neler Yapılır?
✜ Datça Yeme – İçme Önerileri
✜ Ve size yolculuğunuzda eşlik edecek, yazın enerjisine uyan harika bir ‘Summer Road Trip’ müzik listesi
Yaz yolculukları için özenle derlediğim Summer Road Trip müzik listesini açın gezmeye başlıyoruz:

Datça Tatilinden Ne Beklemeli?
✜ Her koyunda size farklı deneyimler sunan mis gibi bir doğa. Ne gibi mi? Kızlan/Gereme tarafında denize girdiğinizde karşınızda alabildiğine çam ormanı, sol tarafınızda da rüzgâr tribünleri ve dağlara karşı yüzüyorsunuz. Kurubük’e gittiğinizde etrafınız beyaz kayalıklarla kaplı 4k netliğinde, turkuaz rengi bir deniz. Knidos tarafında yanınızda Roma ve Helenistik zamanların en büyük ve güzel oluşumlarına ve antik tiyatroya karşı yine harika bir denizde yüzüyorsunuz.
✜ Bademin her hali. Bademli dondurma, bademli kurabiye, bademli levrek, bademli gazoz…
✜ Trekking: Karia yolunun bir kısmı Datça yarımadasından geçiyor. Yanınıza gerekli malzemelerinizi aldığınızda Karia Yolu’nu yürüyebilirsiniz. Gerçi biz sabahları Kızılbük’ten Ovabükü’ne yürürken etrafta zaten işaretleri görerek yürüyorsunuz yani kendinizi Karia yolunun bir kısmını yürürken buluyorsunuz.
✜ Harika bir gün batımı. Knidos Antik Kenti’nden veya Deveburnu Feneri’nden denizin içine kaybolan büyüleyici gün batımını izleyeceksiniz.
✜ Sakin, huzurlu ve yavaş bir tatil. Datça’nın mottosu boş yere çıkmamış: ‘Acelen varsa ne işin var Datça’da?’


Datça Tatiline Yanınızda Götürmeniz Gerekenler
✜ Deniz ayakkabısı. Koy & büklerin çoğunun girişi taşlık, muhakkak yanınızda bir deniz ayakkabısı olsun.
✜ Özellikle Mesudiye – Knidos arasındaki koyların çoğunda tesis olmadığı için kamp sandalyesi, şemsiye hatta keyfinizi bir üst seviyeye taşımak isterseniz buzluk da tavsiye ederiz. Biz arabanın çakmak girişine bağlanabilen fanlı bir buzluk aldık böylece buz kasetleri uzun saatler içecek ve yiyeceklerimizi serin tutabiliyor.
✜ Deniz gözlüğü & şnorkel: Fotoğraflarda görünen o turkuaz renkli denizin içerisindeki dünyaya de göz atmadan olmaz.
Yazımıza geçmeden önce Datça’yla ilgili daha fazla detay için Instagramda paylaştığımız sabit hikayelere buradan göz atabilirsiniz.
Datça’ya Nasıl Gidilir?
Datça’ya biz her sene arabamızla gidiyoruz çünkü tek bir yerinde, hareket etmeden kalamayacak kadar güzel bir yer. Özellikle yarımadadaki güzel koyları ve Knidos’da gün batımını görmeden dönmemek lazım. O yüzden eğer Dalaman’a uçuyorsanız bile havalimanından mutlaka araba kiralayın. Karayoluyla Marmaris’ten sonra Datça merkezine 1 saatte ulaşabiliyorsunuz. Datça’ya ayrıca Bodrum’dan kalkan arabalı vapurla 2 saat gibi bir sürede ulaşabilirsiniz.
Datça’da Nerede Kalalım?
Datça’da konaklama için merkezde kalıp gündüzleri yarımadadaki koyları gezmek bir seçenek olabilir veya bizim gibi kalabalıktan uzak, doğa içerisindeki koylarda konaklayabilirsiniz. Sizinle kaldığımızın evin linkini paylaşamıyorum çünkü anladığım kadarıyla Abnb’den kayıt kaldırılmış.
Koylarda konaklamak isterseniz de Kızılbük, Ovabükü, Hayıtbükü ve Palamutbükü’ndeki seçenekleri değerlendirebilirsiniz.
Datça’nın Sevdiğimiz Koy ve Bükleri
Datça’nın koylarının gezerken yaz mevsimine uygun hazırladığım enerjik ‘Summer Road Trip’ müzik listemiz de bize eşlik ediyor.
Listemizi yazının en altından açıp deneyimlerimizi benzer bir enerjide okuyabilirsiniz.
Datça, Türkiye’de karadan ulaşabildiğimiz, bence en güzel koylara sahip yer ve bu ince uzun yarımadada yan yana o kadar çok koy ve bük var ki biri size uymasa bir diğeri mutlaka uyacaktır.
Aşağıda listelediğim koyların neredeyse hepsi ayrı güzellikte ama favorilerimin yanına yıldız koyuyorum.
Ayrıca koyların hepsini aşağıdaki ‘Datça Haritalı Gezi Rehberi’nde işaretlenmiş olarak bulabilirsiniz.
Marmaris’ten Knidos’a doğru, yarımadanın güney koylarından başlıyoruz:
1- Aktur (Çiftlik ve Küçük koy)✯
2- Karaincir Plajı
3- Periliköşk Plajı
4- Gebekum Sahili
5- Hastane Altı Plajı
6- Kumluk Plajı
7- Taşlık Plajı✯ (merkezde en sevdiğim koy)
8- Saklıkoy (Meteoroloji Plajı)✯
9- Mandalya Beach
10- Kargı Koyu✯
11- Gabaklar Plajı (Kızılbük)✯
12- Hayıtbükü
13- Ovabükü
14- Kurubük✯
15- Akçabük
16- Hubup Bükü
17- Akvaryum Plajı✯
18- Palamutbükü✯
19- Bağlarözü Sahili
20- Domuz ini
21- Gıynap Koyu✯
22- Knidos ✯
Kuzey koylarını Knidos’dan Marmaris’e doğru sıralıyorum:
Burada küçük bir uyarıyla geliyorum. Bu aşağıdaki koylardan Kızlan ve Gereme dışındakilerin nedeyse hepsine giden yol hayli bozuk toprak bir yol. Biz 4×4 aracımızla bile gitmekte zorlandık. Vaktim var ve macerayı severim derseniz buyurunuz:
23- Değirmenbükü: Yolu daha düzgün ama Datça’da o kadar güzel koy varken buraya sırf denize girmek için gitmeye çok değmeyeceğini düşünüyorum. Bir de ne zaman gitsek deniz hep dalgalıydı.
24- Murdala Koyu
25- Mersincik Koyu
26- Merdivenli Koyu:Araçla ulaşım yok, Mersincik koyundan 1 saate yakın bir yürüyüşle gidiliyor.
27- Kızlan Gereme Koyu✯: Orman manzaralı çok güzel ince, uzun bir koy.
Knidos’dan Marmaris yönüne doğru doğru gezmeye başlıyoruz:
Knidos Antik Kenti: Knidos’a gitmeden önce havaya özellikle rüzgâr durumuna bakıp ondan sonra gitmenizi öneririm. İki yaz önce doğum günüm için Knidos’da deniz & piknik ve gün batımı programımız 40km/s lik rüzgârdan dolayı iptal olmuştu. Diyelim havada tatlı bir meltem var o zaman düşelim yollara. Knidos Antik Kenti’ne ulaştığınızda arabanızı otoparka park edip sol tarafınızdaki küçük koyda duran teknelere ve denizin güzelliğine bakarak kısa bir yürüyüş yapıyorsunuz. Antik kente geldiğinizde de sağ tarafta müze kartınızı okutup ister ören yerine giriş yapabilirsiniz ve antik limandaki koyda denize girebilirsiniz isterseniz de sol tarafta teknelerin durduğu küçük ve sakin koyda denize girebilir veyahut deniz fenerine doğru yürürken gözünüze güzel gözüken bir yerden aşağıya inip denize girebilirsiniz ama bunun için uyarmalıyım. Bu yürüyüş yolu bol çalılıklı ve terlikle yürüyebileceğiniz bir yol değil. Zorlu bir yol olmasa da taşları, kayaları aşmanız gereken bir yol. Çok bakir olduğu için sürüngen arkadaşlara da dikkat etmek lazım.




Knidos’da, antik kenti gezmek ve denize girmek dışında yapılabilecek 2 harika şey de: Deveburnu ucundaki fenere yürümek ve gün batımını izlemek. Deveburnu feneri için aslında genelde herkes burada günü batırmak için bu yolu yürür ama biz sabah 8 sularında yürüyüş ayakkabılarımızı giyip, yanımıza termosa kahvemizi ve sandviçlerimizi alarak orada kahvaltı yapmak üzere bir plan yaptık. Kekik ve adaçayının burna gelen kokusu, karşında duran Yunan adalarıyla, güneş yükselirkenki renkleri ve denizin lacivertliğine dalarak kahvaltı yapmak da ayrı bir keyifti bizim için. Fenere yürüyüş fotoğraf çekmek çin verdiğimiz molalarla birlikte 30 dakika kadar sürdü.



Bir kere de buraya gün batımı için geldik. Yanımıza bu sefer kahve ve sandviç yerine şarap, meyve ve peynir tabağımızı aldık. Kamp sandalyelerimiz ve masamızı yüklenip antik kentteki gün batımını en iyi görecek noktalardan biri olan bir alana masa ve sandalyelerimizi kurduk ve ufku izlemeye başladık. Sizi bilmem ama benim için gün doğumu ve batımını izlemek ayrı bir mesele. Güneşin o güçlü enerjisine hipnotize olmuş gibi çekiliyorum ve gözümü ayıramıyorum. Her seferinde de bunu ilk defa görüyormuş gibi güzelliğine şaşıyorum. Ne şanslıyız ki bunu her gün deneyimleyebiliyoruz. Tek yapmamız gereken güneşi görebileceğimiz bir noktaya gidip gökyüzüne gözümüzü dikmek.
Datça yarımadasının güney tarafındaki koylardan bir diğeri de Gıynap koyu:
Gıynap Koyu’na ulaşmak için aracınızı yol kenarına park ettikten sonra yokuş aşağı 10-15 dakikalık bir yürüyüşle, çok yüksek ihtimal tek başınıza olacağınız bu koya varıyorsunuz. Yani aslında burası tam kamp atmalık bir koy. Koyda tesis yok, denizin girişi taşlık ve deniz harika.


Şimdi bunları yazarken şöyle bir hayale daldım: Kayalıkların etrafında şnorkelle dolanıp suyun dibini izliyoruz sonra denizden çıkıp güneşten ısınmış taşların üzerine kurumak için uzanıyoruz. Burnumuzdan akan tuzlu su sinüslerimizi açmış, depolanan d vitaminiyle hayat enerjinizin artmış, İşte o an ‘yaşamak bu be’ diyoruz ve sonrasında elimize telefonunuz alıp civardaki arsa ve ev fiyatlarına bakıyoruz. Fiyatların burada da uçtuğunu görüp, ‘ben en iyisi anı yaşayayım’ deyip denize bakarken bu sefer de ‘ülkemiz cennet be’ diyoruz. Hakikaten de öyle, doğası birçok şeyi çekilir kılıyor.
Bu güzel gündüz düşünden uyanıp yolumuza devam ediyoruz ve sonraki koyumuz; Bağlarözü Sahili:


Bu koyda yine tesis yok, sadece siz ve deniz. Bu koyun diğer koylardan farkı biz ilk buraya gittiğimiz sene sular çekilmişti ve sahildeki sığ yerlerde olan kayalıklar ortaya çıkmıştı ve görüntü çok etkileyiciydi. Buranın sahilinde de yine çok güzel kamp yapılır, o yayvan kayalıkların arasında yine şnorkelle gezilir. Sahile inerken Göknar Knidos isimli bir otelin yol ayrımını göreceksiniz, biz deneyimlemedik ama birkaç kişiden oradan da günbatımının güzel gözüktüğünü duymuştum. Kendi içecek ve yiyeceklerinizle gidip günü batırmak yerine belki servis yapılan bir yerde bunu deneyimlemek de ayrı bir keyif olur.
Datça merkeze doğru dönerken yolunuzun üzerindeki Cumalı ve Yaka Köyleri‘nde oranın yerlilerinden badem, zeytinyağı, dağ kekiği ve adaçayı da alabilirsiniz. Koyları gezmeye devam ederken Yaka köydeki UKKSA yani Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisine uğrayıp bahçeye yerleştirilmiş heykelleri görmeden geçmeyin demek çok isterdim ama bu kıymetli mekan 2024 yılında sahibinin vefatından sonra maalesef kapandı. Hem açık hem kapalı sergi alanları ve bahçesindeki çiçekler ve kaktüsler hepsi görülmeye değerdi, umarım bu kültür merkezi tekrar hayata kazandırılır.
Denizde yüzdük, güneş altında kaldık karnımızdan sesler gelmeye başladıysa Yaka Köy’de bulunan iki kere gündüz mantı yemek için bir kere de akşam rakı & meze yapmak için uğradığımız ve her ikisinde de acayip memnun kaldığımız Hestia’dan bahsetmezsek olmaz. Hestia gündüzleri farklı mantı çeşitleri sunan, akşamları da bildiğimiz balıkçı mezelerinden farklı çok lezzetli mezeler sunan bir meyhaneye dönüyor. Çalışanlar acayip tatlı, dostunuzun evinin terasına yemeğe gitmişsiniz hissiyatı veren bir yer ve fiyat olarak da hem yemek hem alkol konusunda gayet makuldü fiyatlar.


Yaka Köy’den sahile Palamütbükü’ne doğru iniyoruz ve Palamutbükü’nde gitmeyi sevdiğimiz bir yerlerden biri de Betçe Burger. Ama eğer ‘ya biz denize sıfır bir yerde oturup bira içip atıştıralım’ derseniz de o zaman Sarıhoş veya Payam doğru bir tercih olacaktır. Karnımız doydu ama gözümüz doymadı, tatlı çekiyor di mi canınız? Birkaç adım ötedeki Tekin Usta’dan keçi sütlü dondurmalarımızı alıp çocuklar gibi şen oluyoruz. Dondurma yerine Payam’ın fırınından çıkan tatlı kurabiyelerden de alabilirsiniz. Nasıl ama tatil gibi tatil değil mi? Ben yazarken imrendim. Palamutbükü denizinin rengi gerçekten diğer koyların renklerinden ayrı, daha yoğun bir turkuaz rengi buradaki. Her yeri bir yere benzetme yarışması yapıyorsak bence Türkiye’nin Maldivler’i Datça’dır ya. Palamutbükü sahili konaklama ve tesis seçeneği çok sunduğu için diğer koylara göre daha kalabalık olur.

Palamutbükü’nde kalabalığı bir nebze bertaraf etmek adına Palamutbükü’nün girişinde bulunan Bedya beach’i tavsiye edebilirim. Bir kere şezlong & şemsiye imkanından faydalandık ama yemeklerini denemedik. Fiyatlar konusunda inanın bir fikrim yok.
Evet rotamıza devam ediyoruz; aşırı güzel bir koy olan Akvaryum koyuna hazır mıyız? Akvaryum koyu hayli küçük bir koy. Arabalarınızı park ettiğiniz yol kenarına kampçılar yine çok fazla rağbet ediyor. Ne zaman oraya gitsek birkaç çadır mutlaka oluyor. Arabanızı park ettikten sonra 2-3 dakikalık minik bir patikadaki yokuş aşağı yürüyüşle deniz kenarına iniyorsunuz. Burada da yine tesis olmadığı için, şemsiye, sandalye yanınızda götürmenizde fayda var. Sahildeki kayanın gölgesine sığınıp buz gibi suya dalıyoruz. Evet buranın suyu diğer koylara göre bize hep daha soğuk geldi. Hala bu soğuk suda yüzmekle barışıksanız takın gözlük ve şnorkelizi, denizin içindeki koca kayaların kenarlarındaki balıklarla dostluk kurun.


Nasıl keyfimiz yerinde değil mi? Fonda müzik listemizle koy koy gezmeye devam ediyoruz. Sağımızda gitar adası ve mis gibi engin denize bakarak yola devam ediyoruz. Ve geldik Kurubük’e. Kurubük’ün güzelliği için ben susayım ve şu aşağıdaki fotoğraflar konuşsun. Arabanızla sahiline kadar inebiliyorsunuz. Sahili yine taşlık, Datça koylarının hepsinde denize girme ibadetimize burada devam ediyoruz. Artık ben söylemiyim takın yine şnorkelinizi izleyin dipteki taşların güzelliğini, denizin derinleştikçe değişen renklerini.


Kurubükten yola çıktık arabayla devam ederken, virajlardan birindeki vista pointte durup bir Kurubük koyunun manzarasını arkanıza alıp Datça hatırası fotoğrafı da çekin.
Bir sonraki koyumuz Ovabükü. Ovabükü de yine pansiyon & otel yoğunluğu olan ve diğer koylara göre de daha uzun bi plaj olduğu için Palamutbükü gibi insan yoğunluğu olan bir yer. Bana soracak olursanız Datça’nın o kadar güzel, karakteristik koyları var ki bu güzelim Ovabükü o sıralamada gerilerde kalır. Burada ama meşhur Poyraz Restoran’da denize nazır bir rakı balık yapabilirsiniz. Çoğunlukla yoğun olan bir mekan olduğu için rezervasyon yapmanızı tavsiye ederim.


Bir sonraki bükümüz; Hayıtbükü. Hayıtbükü yine girişi taşlık bir bük, sahilde yan yana tesisler & konaklama seçenekleri var. Ben bu koyun en çok Kızılbük’e tırmanan yokuşunun altındaki kayanın olduğu yeri seviyorum. Sote, mis gibi yer, atın sandalyelerinizi kurun imparatorluğunuzu. Aşağıdaki fotoğraf da tam o noktana çekilmiş bir manzara.


Evet gelelim en sevdiğimiz, bize 3 yıldır harika bir deneyim sunan canım koyum Kızılbük’e bir diğer adıyla Gabaklar Koyu. Kızılbük’te de az da olsa Bizim Cennet, Kızılbük ahşap evler gibi konaklama imkanları var. Sadece deniz & tesisten faydalanmak isterseniz de yine Bizim Cennet, Gabaklar Restoran da gayet keyifli mekanlar. Bu koyumuz da yine taşlık ama ayrıca bir iskele de bulunuyor. Özellikle sabah erken saatlerde denize parmak ucuyla dokunmaktan korktuğunuz o anlarda iskele en iyi dostunuz oluyor. Kızılbüke geldiğiniz koyun solundaki burna doğru küçük bir tırmanışla manzarayı izleyin, yan koydaki kayalıklara göz atın. Ama uyarmak da fayda dikkatli olun, malum kayalıklar üzerinde yürüyorsunuz terlikle tırmanıp inmek pek sağlıklı olmayabilir.


Bu güzel koylara gündüz denize girmek dışında dolunayın olduğu bir akşam şezlonga uzanıp mehtabı izlemek için de gitmeyi seviyoruz. Ya da dolunaya denk gelemediniz mi o da ayrı bir şans! Üzerinizde halı gibi serilmiş yıldızları izleyin. Galaksinin içinde kaybolurken yanınızda kim varsa hayatlarımızın, dertlerimizin ne kadar anlamsız olduğunu konuşurken bulun kendinizi.
Yarımadanın güneyinde Knidos’a yakın, sahile paralel olan koy koy gezdiğimiz araba yolculuğumuz burada sona eriyor.
Gelelim yarımadanın kuzey tarafına, yani yüzünüzü denize döndüğünüzde karşınızda Bodrum’un kaldığı taraftaki koylara.
Yine Knidos’tan Marmaris’e doğru sıralayacak olursak:
Değirmenbükü: Yolunun bozuk olmasından dolayı hayli bakir kalan bir koy. Yine tesis yok. Buraya iki defa geldik ve her ikisinde de deniz hayli dalgalıydı. Datça’nın denizinin girişinin taşlık olmasına alışığız ancak buradaki taşlar hayli büyüktü bir de deniz kestaneleri vardı. Araba yolunun hayli bozuk olduğunu da hesaba katarsak bizim çok da keyif aldığımız bir koy olmadı. Konumu dolayısıyla gün batımı izlemek için tercih edilebilir.
Murdala Koyu: Değirmenbüküne dönmeden dümdüz devam edince, tabi yolun bozukluğundan devam edebilirseniz Murdala Koyu’na varıyorsunuz. Sahilde bir tesis var ve çoğunlukla denizi dalgalı. Bu kadar yolu gitmeye ve arabayı eskitmeye değeceğini düşünmüyorum.
Mersincik Koyu: Murdala’dan 1 saat kadar yürüyüşle veya tekneyle ulaşabileceğiniz çok güzel bir koy. Biz bu maceraya çıkmadık ama fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla gitmeye değecek bir koya benziyor.
Merdivenli Koyu: Mersincik Koyu’ndan yaklaşık bir saatlik bir yürüyüşle bu cennet koya varıyorsunuz. Tesis yok, küçük bembeyaz taşların olduğu harika bir koy.
Datça Merkez Tarafına Geldiğimizde Kuzeyde Kalan Koylar:
Kızlan/Gereme: hem Kızlan hem de Gereme köylerinden inebildiğiniz bu sahil, Datça’da şimdiye kadar gördüğünüz koyların çevresini saran doğa ve manzaradan çok daha farklı. Deniz kenarına indiğinizde sağınızda dağların tepesinde rüzgar tribünleri karşılıyor sizi. İki arabanın yan yana zor geçebileceği toprak, denize paralel bir yoldan devam ediyorsunuz. Korkmayın bu yol Marmaris-Datça yolunda olduğu gibi yüksek, uçurum kenarı değil, baya bildiğiniz denize sıfır, yükseltisiz bir yoldan devam ediyorsunuz. Yol için toprak dediğime de bakmayın bozuk bir yol değil. Yolun devamı sizi birden ormanlık bir alana getiriyor, çamların arasından devam ederken bir taraftan da denize girebileceğiniz en güzel yeri kestirmeye çalışıyorsunuz. Kızlan/Gereme yine tesissiz bir sahil. Biz ne zaman gittiysek etrafta tek tük araba vardı, ayrıca uzun bir sahili olduğu için de herkese yetecektir. Bizim en favori köşemizi söylemek gerekirse yolun sonundaki şu aşağıdaki fotoğraftaki yer diyebilirim.


Arabanızı park edip masa, sandalye, buzluk, hoparlörünüzü alın ve sahile inip biraz denizin ve doğanın tadını çıkarın çünkü bunu hakediyorsunuz. Giriş biraz kayalık, açıklarda da yer yer dipte kara yosunlar olabiliyor ve su altı da bir o kadar zengin.
Datça merkezdeki koy ve plajlara aşağıdaki ‘Datça Merkez’de Ne Yapılır’ yazısında bulabilirsiniz.
Merkezden Marmarise doğru olan güney koylarından devam ediyoruz:
İlk durağımız Perili Köşk Plajı: Burası adını koyda bulunan ‘Perili Köşk’ isimli otelden alıyor. Çakıllı, uzun, arkada hurma ağaçlarıyla çevrilmiş güzel bir plaj. Hemen karşınızda yer alan Ayak Adası yüzme mesafesinde olsa da plajda bolca ters akıntı olduğu ve bunun tehlikeli olduğuyla ilgili uyarı var. Plajda otellerin hizmet verdiği tesisler var olsa da plajın çoğunluğunda özgürsünüz. Kendi sandalye & şemsiyenizi götürmenizi tavsiye ederim.


Karaincir Plajı:
Datça’daki nadir kumsallardan biri Karaincir Plajı o yüzden muhtemelen çocuklu ailelerin de en çok tercih ettikleri yerlerden biri. Ayrıca su hemen derinleşmiyor. Koyun çoğunluğunda otellerin tesisleri var, dilerseniz onlardan ücretli şezlong & şemsiye kiralayabilirsiniz ama kumsalda tabi ki yine kendi şemsiyenizle de yayılabileceğiniz yerleri var. Denizin dibinin kum olmasından dolayı buranın denizinin rengini de çok seviyorum.


Ve geldik güney koylarının sonuna olan Aktur’a:
Aktur Tatil Sitesi’nin içinde yer alan koylara eviniz veya bir tanıdığınızın evi olmadan giriş yapabiliyorsunuz. Biz güvenlikte girişte kimlik ve plaka bilgisinden oluşan kısa bir form doldurduk ve siteye giriş yaptık. Daha önce buraya geldiniz mi bilmiyorum ama eğer hiç buranın konseptini bilmiyorsanız bize niye şimdi bir sitenin plajından bahsediyor bu diyebilirsiniz. Aktur bildiğiniz herhangi bir tatil sitesi gibi değil. 1970’lerin başında İTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nden bir çok mühendis ve akademisyenin bir araya gelerek doğaya çok da zarar vermeden, doğayla uyumlu, sakin bir yaşam alanı inşa etme amacıyla yola çıktıkları bir yer olduğu için evlerin mimarisi, çevresi ve denizi tertemiz. Sitenin nüfusu yazları aşırı artsa da gerçekten etraf tertemiz. Sitenin bir kısmı zaten Kovanlık Tabiat Parkı’ndan oluşuyor yani etrafınız çam ormanlarıyla çevrili.


Bizim siteye gelme sebebimizse; siteyi ikiye ayıran Çiftlik Adası ve adanın iki yanında yer alan Kurucabük ve Çiftlik Koyları. Koyların güzelliğini aşağıdaki fotoğraftan görebilirsiniz.

Kalabalığa çok maruz kalmamak için sabah erken saatlerde sahile varıyoruz ve şu ağacın altında oturup sabah kahvemizi içiyoruz. Pek keyifliydi, size de tavsiye ederim. Daha sonra Çiftlik adasına doğru kısa bir tırmanışa geçiyoruz ve fotoğraf çekmek için verdiğimiz aralarla maksimum yarım saat süren kısa yürüyüşümüze başlıyoruz. Sahilde bu sağdaki fotoğrafta gördüğünüz ‘Özer Türk Yaş Çamı’ tabelasının asılı olduğu kapıdan girip tırmanmaya başlıyoruz. Aktur’un kurucularından biri olan Özer Türk özellikle Aktur’un doğaya zarar vermeden yapılaşması, ağaçların kesilmemesi, yolların ağaçlara göre planlanması gibi konularda büyük hassasiyet göstermiştir. Bu nedenle onun adı, ‘uzun ömürlü’ ‘yaşlı’ anlamına gelen ‘Yaş Çam’ sembol çam ağacıyla birlikte yaşatılmak istenmiştir.


Yukarıya doğru tırmanırken çevredeki koyların görüntüsü inanılmaz güzel. Denizin rengine, doğanın rengine hayran kala kala çam kokusu, ağustos böceğinin sesleri eşliğinde yürüyoruz.


Ve artık güneş de yükselmiş ve biz de biraz terlemişken şu iskeleden kendimize soğuk sulara bırakıyoruz.

Datça Merkez’de Neler Yapılır?
Datça merkeze indiğimizde de aslına bakarsanız deniz için birçok opsiyonunuz var. Ve merkezdeki koyların yakınlarında otopark da olduğu için kolaylıkla arabanızı park edip çok az yürüyerek buralara ulaşabilirsiniz. Merkezdeki plajları da gayet keyifli olsa da onca güzel koyu varken açıkçası bizim önceliğimiz pek olmadılar.
Hastane Altı Plajı:
Burası otel ve pansiyonların olduğu bir bölgede. Çarşısına hayli yakın, denizin girişi taşlık, deniz kenarı ağaçlık olduğu için şemsiye ihtiyacınız olmadan da denize girebileceğiniz bir sahil.
Kumluk Plajı:
Kumluk sahili yan yana kafe & restoranların yer aldığı bir plaj aslında. Buranın cezbedici tarafı ise Datça’nın neredeyse her koyu taşlık ancak burası adı gibi Kumluk olduğu için nispeten çocuklu ailelerin de tercih ettiği bir sahil. Gündüz denizinize girin akşam da rakı balığınızı yapın. Mekanlardan faydalanıp denize girmek isterseniz kimi mekanlarda belirli bir tutarda harcama yapılma şartı var, girmeden önce mutlaka bir danışmakta fayda var.


Kumluk plajı çevresindeyseniz ve yemek için mekân arıyorsanız Datça’nın en eski mekanlarından Cafe Inn’e uğrayın veya daha hızlı ve ev yemeklerini tercih ederseniz de Zekeriya Sofrası da yine birçok seçenek sunuyor.
Datça’da sanmayın üçüncü dalga kahveciler eksik kaldı. Çok yanıldınız. Datça çarşısında Hane, Soso Coffee Houe ve diğeri de Taşlık plajının girişinde bulunan koy manzaralı Sail Coffee Roastery & Bar kahve ihtiyaçlarınıza cevap verecektir .
Sahile yanaşmış gezi teknelerini izlerken isterseniz Çınar’dan bir dondurma alıp ‘acaba şu tekneyle 1 hafta ne kadar tutar’ hesap kitabı yapabilirsiniz veya bu teknelere tepeden bakan Roll Coffee House’un balkonundan birkaç kraft bira yuvarlayabilirsiniz.


Roll Coffee ‘nin sokağında el yapımı deri sandaletler satan dükkanlardan kendinize bir çift ‘Datça hatırası’ alabilir veya her sene ritüelim olan benim gibi Le Flaneur Bookstore’dan bir tatil kitabı alabilirsiniz. O kitabı kitaplığınızda her gördüğünüzde o minik dükkânın kokusunu, karma karışık duran kitapların arasından o kitabı nasıl seçtiğinizi hatırlarsınız. Hiç olmadık yerden aklınıza düşürür yine Datça tatilinizi.


Merkezdeki plajlardan bir diğeri de Taşlık plajı. Plajın kıyısı biraz taşlık olsa da siz ona aldanmayın suyun içi baya kum. Sahilde şemsiye ve şezlonglar ve tesis var. Merkezdeki bence en güzel plaj burası.


Taşlık plajının devamında Ilıca olan bir göl kısmı var. Aracımıza atlayıp Saklıkoy diğer adıyla Meteoroloji Koyu‘na devam ediyoruz. Burayı da aşırı seviyorum.
Saklıkoy, Meteoroloji Koyu: Adının Meteoroloji Koyu olmasının sebebi Datça Meteoroloji Müdürlüğü’nün hemen altında yer almasından dolayı. Arabanızı park ettikten sonra önünüze merdivenler çıkıyor, o merdivenlerden aşağıya doğru inmeye başlayın, bu arada uyarayım çok kısa bir iniş değil bu ama zorlanacağınızı da düşünmüyorum. O inişte bile sizi karşılayan manzaradan aşırı güzel bir koya ineceğinizi anlayabilirsiniz. Saklıkoy küçük bir koy, merkeze yakın olduğu için mutlaka yazları kalabalık oluyordur ama fazlaca olan merdiven sayısı bir sürü insan için caydırıcı olabilir diye de düşünüyorum. Koyun manzarası ise şöyle aşağıdaki gibi. Yine şahane, tertemiz mis gibi bir deniz bu sefer de Simi adasına karşı yüzüyorsunuz.


Saklıkoydan ayrıldık, arabayla 5 dakika uzaklıktaki Kargı koyuna doğru yolumuza devam ediyoruz. Kargı koyuna giderken de turkuaz sular aklınızı başınızdan alacak. Bu yoldaki denizin rengine özellikle hayranım.


Eğer Datça merkezdeyseniz ama altınızda aracınız da varsa ve yarımadadaki koylara dağ yollarından gitmeye üşeniyorsanız o zaman bence denize girmeye kesinlikle Kargı Koyu’na gelin. Sahiline kadar araçla devam edebiliyorsunuz hatta Datça merkezden buraya gelen minibüsler de oluyor. Biz bazen Datça merkeze alışveriş yapmaya indiğimizde sıcaktan bunalıp hemen buraya gelip denize girip çıkıyoruz. Denizin girişi yine taşlık, otopark var ama biz genelde yol kenarına aracımızı bırakıyoruz. Koyun sağ tarafında otel ve özel işletmeler var ayrıca sahilde bozuk parayla çalışan duş ve bir soyunma kabini de var. Datça’nın neredeyse bütün koyları gibi buradaki deniz de yine cam gibi berrak. Kendinizi oranın soğuk suyuna atıp bir serinleyin. Kargı koyu ayrıca biraz içerlek kaldığı için çoğunlukla denizi de sakin oluyor. Ama uyarmak lazım, bu koy da nispeten merkeze yakın ve hayli tercih edilen bir koy olduğu için genelde kalabalık oluyor. Bu koyda geçtiğimiz yıllarda bir kere gidip pek memnun kaldığımız Bizim Ev Datça var. Burası aslında butik otel ama dışarıdan deniz için rezervasyonla müşteri de kabul ediyorlar. Eğer tesis ihtiyacınız olursa hiç düşünmeden burayı tercih edebilirsiniz.


Evet Datça’nın koy ve plajları say say bitmiyor. Aslına bakarsanız Bodrum & Çeşme gibi size onlarca yeme-içme seçeneği sunan bir yer olmasa da bolca doğa seçeneği sunduğu için 1 haftalık Datça tatili yapalım derseniz dolu dolu koy gezmeli bir tatilinizin olacağını garanti edebilirim.
Datça merkezden kuzeydeki Karaköy’e devam edeceğiz ama yol üzerinde önce Datça’nın en sevdiğimiz markalarından biri olan Kocamaar’a uğrayın. Kendi üretimleri olan, katkısız badem ezmeleri, organik ürünlerini çok seviyoruz.
Karaköy’e geldiğimizde de sahilindeki marinadan Bodrum – Datça arabalı feribotuyla 2 saatte Bodruma geçebilirsiniz. Datça marinanın içindeyse bizim müzik dinleyip, dans etmek ve kokteyl içmek istediğimizde Mayan Cocktail & Food’u seviyoruz. Onun yanında ayrıca Datça’nın hayli eski mekanlarından Jale Winecellar’a gidip gün batımını izlerken, şarabınızı yudumlayabilirsiniz.
Datça Yeme – İçme Önerileri
Datça, yeni açılan kaliteli mekanlarıyla gastronomik açıdan bizi doğası kadar heyecanlandırmaya başladı. Datça ’da sevdiğimiz mekanları ve favorilerimizi yanlarında yıldızla aşağıda sıraladık. Ayrıca bu mekanlara yine yukarıdaki ‘Datça Haritalı Gezi Rehberi’nden de ulaşabilirsiniz.
Datça Merkez ve Eski Datça:
Restoran:
✜ Datça Cafe Inn✯ Datça’da bir klasik.Günlük çıkan öğle menüleri, tatlıları, her şeyine bayılıyoruz.
✜ Dalida Datca
✜ Zekeriya Sofrası✯ ev yemekleri
✜ Pizza Trio Datça
✜ Mehtap Cafe Eski Datça Eski Datça’nın kült kahvaltıcısı 🧡
✜ Şirin baba midye dolma
✜ Alfheim Datça
Kahve & Tatlı:
✜ Hane Datça
✜ Soso Datça
✜ Tekin usta dondurma✯
✜ Datca badem kurabiyecisi
✜ Tonka patisserie
✜ Biscotti Datça
✜ Noema Coffee✯
✜ Sail Coffee Datca
✜ Çınar Dondurma


Bira & Kokteyl:
✜ Roll coffee house✯: Merkezde en sevdiğimiz pub. Bolca kraft bira çeşidi var, yemek yok ama çevredeki restoranların menülerinden oraya ısmarlayabiliyorsunuz.
✜ Mayan Datça✯ iyi müzik ve güzel kokteyller. Mezcalli kokteylleri favorimiz. Atıştırmalık; karides taco, ceviche ve guacamolesini tavsiye ederim. Ayrıca haftada bir kaç gün akşamları dj performansları oluyor, Instagramlarından programlarını takip edebilirsiniz.
✜ Jale Winecellar
✜ Datça Vineyard
✜ Knidos winegarden✯ Üzüm bağları manzarasına karşı Datça’ya özgü Knidos Karası üzümünden yaptıkları şarapları deneyin. Kimi akşamlar canlı müzik de oluyor, Instagram’dan programı takip edebilirsiniz.
✜ İxir Datca
✜ Sapa Datça
✜ Sapphire roof
✜ Nook Eski Datça
✜ Flow Datça Hotel Aslında burası bir otel ama wind surf için en çok tercih ediliyor. Datça’nın çok az dışında, geniş bir alana yayılan bahçe ve sahilindeki dj ve canlı müzik etkinliklerinde tercih ediyoruz. Programlarını yine Instagram’dan takip edebilirsiniz.


Ovabükü:
✜ Poyraz Restoran✯ taptaze meze ve balıklarıyla favorimiz
Palamutbükü:
✜ Sarıhoş
✜ Betçe Burger Brioche ekmeklerini kendileri yapıyorlar
✜ Payam pastanesinden sabah çıkan börek ve poğaçaları🤌
✜ Trio coffee & cocktails
Yaka Köy:
✜ Yakamengen✯ Bu sene III konseptiyle açılan, zeytinlik içinde, dönemsel değişen menüleri ve alışılmadık reçeteleriyle farklı bir yemek deneyiminiz olacaktır
✜ Hestia Datça✯ Kayseri mantısından Özbekistan’a özgü mantıya geniş bir mantı seçkisi var
✜ Hestia mey Datça✯ Akşam meyhane konseptine geçen mekanda yediğimiz meze ve ana yemeklerin hepsi çok lezzetliydi
✜ Yaka Bira Yerli bira üreticilerinin kraft biralarından geniş bir seçkisi var